Bilim insanları en ölümcül yumurtalık kanseri için çığır açacak bir keşif yaptı. Bu keşif, en ölümcül ‘bilim insanlarından hayat kurtaracak’ adım olarak ifade edildi. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; yumurtalık kanseri, dünya genelinde en yaygın 18. kanser, bayanlarda ise en yaygın 8. kanser olarak öne çıkıyor.
Bilim insanları, en ölümcül yumurtalık kanseri tipinin kökenini keşfederek kanser araştırmalarında çığır açıcı bir adım attılar. Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, kanser oluşumuna yatkın hücrelerin yerini tespit eden bilim insanları, bu keşfin insanlarda da geçerli olması durumunda yumurtalık kanserine karşı erken teşhis metotlarının geliştirilmesinin mümkün olabileceğini belirtiyor.
Farelerin ovidukt (uterus tüpleri) hücrelerinde yapılan incelemeler sonucunda, yüksek dereceli seröz yumurtalık karsinoması (HGSOC) ismi verilen en ölümcül yumurtalık kanseri çeşidine neden olan hücreler belli oldu. Bu keşif, insanlardaki fallop tüplerinde de aynı hücrelerin var olması durumunda, bu ölümcül kanser tipinin daha erken teşhis edilmesini sağlayabilir. HGSOC, ekseriyetle teşhis edildikten sonraki beş yıl içinde hastaların büyük bir kısmının hayatını kaybetmesine yol açıyor.
KANSERİN KAYNAĞI FALLOP TÜPLERİ Mİ?
On yıldan uzun bir süre önce yapılan araştırmalar, yumurtalık kanserinin kaynağının aslında yumurtalıklardan değil, fallop tüplerinden başladığını öne sürmüştü. Son yıllarda ise fallop tüplerinin uç kısımlarında, yumurtalıklardaki tümörlerle genetik olarak irtibatlı lezyonlar bulundu. Lakin bu lezyonların hangi hücrelerden kaynaklandığı uzun süre bilinmiyordu.
Cornell Üniversitesi’nden patoloji profesörü Alexander Nikitin ve ekibi, bilhassa yumurtalık kanserinin en ölümcül çeşidi olan yüksek dereceli seröz yumurtalık karsinoması (HGSOC) üzerine çalışmalar yürütüyor. Ekip, fareler üzerinde yaptıkları son araştırmada, kanserin kök hücrelerden değil, pre-silli ismi verilen geçiş hücrelerinden kaynaklandığını keşfetti. Bu hücreler, kök hücrelerden sili ismi verilen ince tüy gibi yapılar oluşturarak gelişen hücrelerdir. Farelerin oviduktlarındaki bu hücreler, genetik mutasyonlar sonucu kanser gelişimine yatkın hale gelmiştir.

GENETİK MUTASYONLAR VE KANSER İLİŞKİSİ
Araştırmada, HGSOC ile bağlantılı iki genetik mutasyonun, pre-silli hücrelerde kansere yol açtığı görüldü. Bu bulgu, fallop tüplerindeki cilia oluşumunun düzenlenmesi ile yumurtalık kanseri arasında bir temas olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıyeten, cilia oluşumu ile ilgili sıkıntıların pankreas kanseriyle de temaslı olduğu biliniyor.
Bu çok önemli keşif, yumurtalık kanseri tedavisi ve teşhisi için yeni yollar açabilir. Araştırmacılar, insanlardaki benzer hücrelerin belirlenmesi durumunda, kanserin erken evrelerde teşhis edilip, daha aktif tedavi sistemleri geliştirilebileceğini vurguluyor. Nikitin, “Sadece kanserin başladığı hücreleri bulmakla kalmadık, aynı vakitte yeni terapötik ve teşhis araçlarının geliştirilmesi için kullanılabilecek düzenekler keşfettik” diye belirtiyor.
Yumurtalık kanserinin en tehlikeli tipi olan HGSOC, çoğunlukla hiçbir belirti vermeden ilerliyor ve olayların yaklaşık yüzde 80’i ileri evrede teşhis ediliyor. Bu durum, tedavi seçeneklerinin sınırlı olmasına ve hastaların ömür müddetinin kısalmasına yol açıyor. Nikitin ve ekibinin bulguları, bu hastalığın erken evrelerde teşhis edilmesinin hastaların ömür talihini çok önemli ölçüde artırabileceğine işaret ediyor.
GELECEK ARAŞTIRMALAR NE GÖSTERİYOR
Araştırmanın sonuçları, yumurtalık kanseri tedavisi için yeni umutlar doğururken, daha fazla araştırmanın gerekli olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, diğer genetik mutasyonların bu geçiş hücreleri üzerindeki tesirlerini inceleyerek, kanser oluşumunun altında yatan sistemleri daha derinlemesine anlamayı hedefliyor.
Bu araştırma, kanser tedavisinde gelecekte ihtilal yaratacak yeni prosedürler geliştirilmesine yer hazırlayabilir. Nikitin ve ekibinin bu keşfi, yumurtalık kanseriyle mücadelede yeni bir periyodun başlangıcı olarak bedellendiriliyor.