‘Hayatın anlamı’nı nerede arayalım hocam?

Hepimiz hayatın içinde daima oradan oraya savruluyoruz. İki dakika başımızı ellerimizin arasına sıkıştırıversek diyeceğiz ki “Ben neden yaşıyorum, hayatın manası ne…” Bu soru masalarımıza meze olmanın ötesine geçemiyor ne yazık ki… Yarım asırlık meslek mesleğinde, psikolojiyi bilimsel temelinden uzaklaşmadan anlaşılır hale getiren Acar Baltaş ve gazeteci Mert İnan, ‘Hayat En Çok Düzgünleri Kırar’ kitabında olağanüstü bir sohbete imza atmış.

‘Hayatın anlamı’nı nerede arayalım hocam?
Yayınlama: 31.03.2024
A+
A-

Prof. Dr. Acar Baltaş’ı okumaya, izlemeye bayılıyorum. Sevgili meslektaşım Mert İnan, “Hayat en çok neden güzelleri kırar, kırıldığımız yerden nasıl güçleniriz, nasıl mutlu oluruz, değişim her yaşta ne kadar mümkün ” benzeri peşinde olduğumuz soruları sormuş, Acar Baltaş da yanıtlamış. İşte sorulardan biri: “Anlamı nerede aramalı hocam, siz nerede arıyorsunuz?”

Cevap: Bu dünyadan göçtükten sonra geride nasıl bir iz bırakacağım üzerinde düşünmeye, bu yönde yaşamaya çaba gösteriyorum. Herkes kendi meziyeti, kapasitesi uyarınca faydalı ve çok önemli işler yapabilir. Geride kalanlara faydalı olmak, ilerisi için iz bırakmak; kimi zaman dağı taşı korumak olduğu gibi, kimi zaman kedileri, köpekleri doyurmak, onları sahiplenmek olabilir. Çok Önemli olan, inandığımız bedeller için mücadele etmektir. Böylece kendimizi aşan bir maksada hizmet ederiz. Bu farkındalık ya da şuur hali de fakat vicdanımızı geliştirerek olur.

Prof. Baltaş’a göre hayatın getirdiklerini kabullenmeliyiz. Kendisi her gün en az on kere şükrettiğini söylüyor, zira sahip olduklarının farkında.

HAKSIZLIK MOTİVASYONUMU BOZUYOR!

Hepimiz haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz değil mi? Motivasyonumuz düşüyor, hayattan soğuyoruz. Pekala nasıl yeniden ayağa kalkacağız?

Acar Baltaş bu mevzuda şunları söylüyor: “Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız ya sahip olduklarınızın yetersiz olduğuna inanıyor yahut hak ettiğiniz hayatı yaşamadığınızı düşünüyorsunuzdur. Kaideler ne olursa olsun, hayata nereden ve nasıl baktığınız önemli. İnsan denen canlının binlerce yıldır süregelen kaotik bir ortamın içinde soyunu sürdürdüğünü asla unutmayın. Dünya ve hayat bizden önce de vardı, bizden sonra da olacak.”

Ne kadar haklı değil mi? Tahminen bu satırları okuduktan sonra oturur, düşünür ve hayatta haksızlığa uğrayan tek kişinin biz olmadığını anlarız.

Zaten Acar Hoca da diyor ki, “Şunu kesinlikle kabullenmemiz gerekiyor; o denli ya da bu türlü, hayat inanılmaz haksızlıklarla, adaletsizliklerle dolu. Bu haksızlık ve adaletsizliklerin büyük kısmı da imkan eşitsizliklerinden kaynaklanıyor. İmkan eşitsizliğinin olduğu yerde insanlara ‘Hayatınız var, yaşayın’ demek hakaret benzeri algılanır, dahası söyledikleriniz karın doyurmaz. Şunu da biliyoruz ki bugün insanların önlerine hayat diye konulan; günde sekiz saat çalışmak, iki üç saat yollarda vakit harcamak, yöneticilerini mutlu etmek… Üstüne üstlük bunun karşılığında onlara sunulanlar lakin yaşayabilecekleri, hatta yalnızca temel muhtaçlıklarını karşılayabilecekleri kadar para… Durum böyleyse orada hayatın manası elbette sorgulanır.”

Tamam, buraya kadar her şey doğru. Biliyoruz ama içinden nasıl çıkacağız, bu bahiste hiçbir fikrimiz yok değil mi?

Hemen açıyoruz kitabı, Acar Hoca’ya kulak veriyoruz:

“Evet hayat adaletsizliklerle dolu lakin bir de zaman gerçeği var. Ne kadar paranız olduğunu bilirsiniz lakin ne kadar vaktiniz kaldığını asla bilemezsiniz. Kurallar ne kadar olumsuz olursa olsun, her kişinin biricik görevi ve sorumluluğu hayatını vicdan, etik ve manalar çerçevesinde sürdürmektir. Bu her şeyden önce kendinize olan sorumluluğunuz ve özsaygınızdır. Yenilgiyi en baştan kabul etmek, korkup sinmek olsa olsa fakat korkakların davranışıdır. Yalnızca vicdanlı kalabilmek bile manalı bir hayat ve seyahattir.”

Nasıl vicdanlı kalabiliriz, bunu da yeniden kitapta Acar Baltaş’ın Mert’in sorularına verdiği karşılıklarda bulabilirsiniz.

Nasıl mutlu oluruz?

Busorunun karşılığı için neler yapmıyoruz değil mi? Kaç kapı çalıyoruz, şahsî gelişim kitaplarının satışından da anlıyoruz ki en büyük problemimiz bu. Çok mutsuzuz. Acar Baltaş’a göre mutsuzluğun temelde beş nedeni var.

Beklentilerimizin gerçeklerimizden büyük olması.

Kendimizi hep diğerleriyle kıyaslamak.

Geçmişe takılıp kalmak.

Hep olumsuz konuşan insanlarla yaşamak ki bu fırsatları görmeyi engelliyor, insanın ufkunu daraltıyor.

Kusursuzluğu hedeflemek.

“Ne yapmalı o zaman, nasıl davranmalı diye. İşte karşılık: Ben gençlere çoğu zaman beyinlerini, niyet ve hazlarını denetim etmeleri gerektiğini söylüyorum. Gençler hayatlarını,
geleceklerini belirleyecek imtihanlardan geçiyorlar. Kısa devirli hazlarını uzun periyotlu hedeflerinin önüne koyan gençler sonunda mutsuz olup hayal kırıklığı yaşıyor. Hayat yalnızca gayelerinin peşinde olmaktan yahut yalnızca memnunluktan ibaret değildir. Hayat her yaşta, çoğu zaman fırsatlar sunar. Ömrümüzü her yaşta değiştirmek mümkündür. Her gün manalı görünmeyen işler yaparak da mutlu olabiliriz. Belirleyici olan kişinin var olana kattığı mana, kendisine verdiği değer ve misyondur.”

SOSYAL MEDYA VE TEŞHiR PANDEMiSi

“Sosyal medya bir teşhir pandemisi yarattı. İnsanlar çok özel olması gereken anlarını fikirsizce paylaşıyor. Mahremiyet ortadan kalkıyor. Mahremiyetin ortadan kalkması utanma hissini köreltiyor. Büyüklerimiz, alamayan utanır diye, sokakta bir şey yememizi istemezdi. Sosyal medya toplumsal empatinin kaybolmasını kolaylaştırıyor.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.